İskelet nedir

Ocak 2, 2014

İskelet nedir , iskeletin görevleri nelerdir.

İnsan vücudunun gücünü ve direncini kemik çatısı, yani iskelet sağlar. İskelet, bol miktarda inorganik tuzlar içeren canlı dokudan oluşmuştur. İskeleti meydana getiren 206 kemiğin her birinin vücut yapısında önemli bir rolü vardır. Bu yazıda iskeletin gelişimi ve kemiklerin bu sistem içinde yerlerini nasıl aldıkları anlatılmakta, aynı zamanda insanoğlunun tüm kusursuz bu çatısının fiziksel ve fizyolojik işlevleri İncelenmektedir.
Bir kadının yumurta hücresinin bir sperma tarafından döllenmesi sonucunda oluşan embriyo şekilsiz bir .protoplazma yığınından ibarettir, ilkönce ikiye, sonra dörde, sekize bölünerek çoğalan bu hücre yığını büyümeye ve giderek belirli bir biçim almaya başlar. Bir başı bir de kuyruk bölümü oluşur, iskelet embriyoya bu biçimi sağlar, özel bazı hücreler gelişerek zamanla kıkırdak denilen bir dokuya dönüşürler. Bir çocuk doğduktan sonra, vücudunda bulunan kıkırdak dokusunun büyük bir bölümü kalsiyum eklenmesi sonucunda sertleşerek kemik halini alır. Bu işleme kemikleşme adı verilir.

İnsanoğlunun milyonlarca yıl boyunca geçirmiş olduğu evrim iskeletin de insanın gereksinmelerine cevap verecek şekilde gelişmesini sağlamıştır. Yu-muşakçalarda iskelet protein ve kalsiyumdan oluşan ve içindeki ince yapılı dokuları koruyan sert bir kabuktan ibarettir. Böceklerin sertleşmiş dış kabukları da koruyucu bir nitelik taşır. Ancak, bu sert kabuk böceğin hareket edebilmesi için çeşitli bölüt-lere ayrılmıştır. Kabuklu bir hayvan büyüdükçe zaman zaman kabuğunu değiştirmek zorunda kalır.

Canlılar geliştikçe, yeryüzünde iskeletleri vücutlarının içinde olan türler belirmiştir, iskeleti ya da kabuğu vücudunun dışında olan canlıya «ekzoske-leton», iskeleti vücut içinde olan canlıya ise «en-doskeleton» denilir. Bazı hayvanların belkemiği vardır. Bunlara «omurgalılar» denir. Daha gelişmiş türlerde beyin büyür ve bir koruyucu kabuğun içinde bulundurulması gerekir. Bunu sağlayan kemiklere kafatası denir. Balıklarda harekete yardımcı o-lan kemiksi yapılar vardır. Yüzgeçlerde yer alan bu kemiksi yapılar, kuşlardaki kanat çatılarına eşdeğerdir. Gelişimin daha üst evrelerinde, vücudu önce dört sonra iki ayak üstünde taşıyabilecek nitelikte güçlü kemik yapıları gelişmiştir. Bazı balıklarda iskeletin tümü kıkırdaktandır; daha güçlü olması gereken hayvanlarda ise iskelette kıkırdağın yerini kemik almıştır. Kemik dokusunun ölü bir yapı olmadığı, canlı olduğu hiç unutulmamalıdır. Kemiğin öğeleri kanla dengelidir. Kemik hücreleri olan osteositler sürekli olarak yenilenirler.
Eğilip bükülebilen eksen insan iskeletinin omurga (belkemiği) sı üstte kafatasını taşır, altta ise leğen kemiklerine dayanır. Omurga, omur denilen kemiklerden oluşur. Bir çocuğun omurgasında 33 omur vardır. Bunlardan yedisi boyun omuru, on ikisi sırt omuru, beşi bel omuru, beşi kuyruk sokumu omuru, dördü de kuyruk omurudur. Erişkinlerde omur sayısı, bazılarının aralarında kaynaşmaları sonucu 26′ya inmiştir. Gerçekten de erişkinlerde beş omur kaynaşarak kuyruk sokumu kemiğini, dört omur kaynaşarak kuyruk kemiğini meydana getirirler, iki omurun arasında «omurlararası disk» denilen ve bunları birbirinden ayıran bağdokusundan oluşmuş bir bölme vardır.

Her omurun bir ana bölümü bulunur. Bundan geriye doğru uzanan kemik çıkıntıları, içinden omuriliğin geçtiği bir omur halkası oluşturur. Ayrıca, biri arkaya öbür ikisi yanlara doğru uzanmış üç tane de dikensi çıkıntı vardır. Bu çıkıntılara yapışan kaslar omurganın dik durabilmesini sağlarlar. Biraz öne doğru eğilip, sırtın ortası parmaklarla yoklanacak olursa dikensi çıkıntılar ele gelir.

Her omur, komşu omurlarla bir eklem oluşturarak, omurganın öne arkaya, sağa sola bükülebiI-mesıni sağlar. Omur halkaları arasındaki delikler de, omurilikten ayrılan sinir liflerinin çeşitli dokulara ulaşmasını sağlayan geçitlerdir.

On iki göğüs omurunun her biri, bir çift kaburga ile birleşir. Kaburga kemikleri ise doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak göğüs kemiği ile birleşerek göğüs kafesini oluştururlar. Göğüs kafesi içinde kalp ve akciğerler yer alır. Göğüs kaburgalarından en altta kalan iki tanesi kısa olup, kafesin oluşmasına katkıda bulunmazlar. Bunlara serbest kaburgalar denir. Göğüs kafesinin tabanını, bu boşluğu karın boşluğundan ayıran bir kas olan diyafram kaplar.

Boyun omurlarının görünüşü, yukarıda anlatılan omurgaların içinden çok az farklıdır. Bu omurlarda, içinden omuriliğin geçtiği halka dışında, beyne kan götüren omurga atardamarlarının da geçtiği delik İler vardır. En üstteki boyun omuruna atlas denir. Atlas kemiği, kafatasını taşır; yapısı kafatasının löne ve arkaya doğru oynayabilmesini sağlayacak ¡şekildedir. İkinci boyun omuruna eksen kemiği delir ve kafatasının yanlara doğru oynayabilmesini |sağlar. Kafatası bir tür kutu olup, atlas kemiği ü-^erinde durur ve beynin korunmasını sağlar. Bebe-3in kafatası kemikleri birbirinden adamakıllı ayrık-[tır. Çocuk büyüyünce bu kemikler birbirlerine yapışarak sağlam bir kutu meydana getirirler. Kafatasında orta kulakta çekiç, örs ve üzengi kemikleri yer alır. İnsan vücudunun en küçük kemikleri olan bu kemikler kulağa ulaşan ses titreşimlerini kulak zarından iç kulağa iletirler. Kafatasının ön bölümü yüz kemiklerinden meydana gelir. Alt çene, kafatası ile, kulaklara yakın bir yerde eklemlenmiş-tir.
Kol ve bacaklar

İskeletin geri kalan bölümlerine gelince köprücük kemiği, kolu destekleyen bir kemik olup, vücudun yanında serbestçe oynatılabilmesine yardım eder. Bu kemik göğüs kemiğinin üst bölümü ve kürek kemiğiyle eklemlenir. Kürek kemikleri sırta dayalı iki yassı kemik olup, kol kemiği ile eklemlenen ve «gle-noit çukur» denilen birer girintiye sahiptirler.

Kol kemiğinin alt ucu dirsek eklemini oluşturmak üzere ön kol kemiği ve dirsek kemiği ile eklemleşir. Ön kol kemiği ile dirsek kemiğinin birbirleri etrafında dönebilmesi, ellerin karmaşık hareketleri rahatça yapabilmesini sağlar.

Ön kol kemiği ve dirsek kemiği bileğe ulaşırlar. Bilekte dörtlük iki dizi halinde sekiz tane kemik vardır. Bu kemiklerin her yönde oynayabilme yeteneği vardır. Avuca isabet eden alanda el tarağı kemikleri, sonra da üç dizi halinde parmak kemikleri bulunur.

Kuyruk sokumu omurları aralarında kaynaşarak kuyruk sokumu kemiğini oluştururlar. Kuyruk sokumu kemiği leğen kemiklerinin oluşturdukları halkayı bütünler. Bu halkanın öbür kemikleri ilye kemiği, o-turga kemiği (iskiyum) ve çatı kemiği (pubis) dir. Bu kemikler birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmışlardır. Leğen kemiklerinin iki yanı vücudun ortasında «Pubis semfizi» adını alan bir eklemle birleşirler. Normal durumlarda hareketsiz olan bu eklem, gebelikte gevşeyerek çocuğun leğen kemikleri halkasından geçebilmesini sağlar.

Bacak kemiklerinin yapısı da kol kemiklerini andırır. Ancak biraz daha uzun ve biraz daiıa sağlamdırlar. Uyluk kemiği vücudun en büyük kemiği olup üst ucu leğen halkası ile, asetabulum adı verilen ve omuz eklemini andıran bir oynak yüzü ile eklemlenir. Uyluk kemiği kaval ve kamış kemikleriyle de eklemlenir. Diz ekleminin önünde dizkapağı kemiği yer alır.

Ayak bileğinde ayak bileği kemikleri vardır. Bunları üç dizi halindeki ayak parmağı kemikleri izler.

 

Bir maden kaynağı
iskeletin işlevlerinden çoğu kolayca anlaşılabilir niteliktedir. Örneğin kafatasının beyni, göğüs kafesinin kalbi ve akciğerleri koruması gibi zayıf yapıları korumak bu işlevlerin en belli başlılarıdır. Karın organlarını (örneğin mide ve bağırsakları) koruyacak kemik bir yapının bulunmaması bu alanda bir çocuğun gelişebilmesine elverişli koşulları yaratır.

İskelet vücudu destekleme görevini de yerine getirir. insan, omurları ve bunlara bağlanmış kaslar aracılığıyla dik durabilir. Vücudun çeşitli yerlerindeki kemikler kasların yapışabilecekleri yüzeyleri o-luştururlar. Eklemler kolların, bacakların ve vücudun öbür bölümlerinin oynayabilmesini, çeşitli yönlerde hareket edilmesini sağlarlar.

Tek yönde harekete elverişli olan eklemlere örnek olarak dirsek eklemi gösterilebilir. Burada, kürek kemiği ekleminden kol kemiğine ve ön kol kemiğinde ulaşan pazı kası (biseps) ön kolu kola yaklaştırır. Kolun arkasında yer alan üç başlı kol kası (trîseps) ise bu hareketin tersini gerçekleştirir.

Bir oyuk içinde oturmuş eklemler birçok yönde hareket edebilme yeteneğini sağlarlar. Belkemiğine ve göğüs kemiğine kaburgaların bitişmesini sağlayan eklemler, göğüs kafesinin soluk alıp verirken hareket edebilmesini sağlayabilecek esnekliğe sahiptirler. Kaburgalar arasında yer alan ve solunum kasları adı verilen kaslar gevşeyince göğüs kafesi küçülür ve havanın dışa doğru yönelmesi sağianır.

Kemiklerin içinde yer alan kemik iliği adlı yumuşak doku alyuvarları, trombositleri ve akyuvarları oluşturur. Embriyoda ve bebeklerde kemiklerin çoğunda bu işlem gerçekleşmektedir. Ancak erişkinde kan hücreleri yapımı artık kemiklerin tümünde değil, omurlar, leğen kemikleri ve kaburgalar gibi kemiklerde yürütülür. Kemik iliğini etkileyen herhangi bir hastalık kansızlığa yol açar.

iskelet kemikleri aynı zamanda, vücudun en zengin kalsiyum kaynaklarıdır. Gerçekte, kemiklere dirençlerini kalsiyum kazandırır. Ancak, kalsiyum kanın gereğinde pıhtılaşabilmesi, kalbin çalışabilmesi, sinir hücrelerine uyarının iletilebiImesi için de gereklidir. Bu nedenle, besinlerle alınan kalsiyum a-zalırsa kemiklerdeki kalsiyum kana geçerek çeşitli hayatsa! işlemlerin aksamadan yürütülmesini sağlar. Bu eksikliğin uzun bir süre devam etmesi kemiklerin aşırı derecede yumuşamasına yol açar. Bu durum «östeomaiasi» adını alır.

Kemiklerde başka hastalıklar da görülebilir. Örneğin kemikte kanser oluşabilir ya da meme kanseri ve prostat: bezi kanseri hücreleri kemik dokusuna ulaşabilirler. Yaşlılık kemiklerde incelmeye, yoğunluğun azalmasına yo! açar. Bu duruma «yaşlılık osteoporozu» denilir. Frengi, verem ya da başka mikroplu hastalıkların etkenleri kemiklere ulaşıp buralarda yangıların oluşumuna yol açabilirler. Kemik yangılarına tıp dilinde «osteomiyelit» denir. Romatizma artriti oynak yüzeylerinin bozulmasına, oynaklıklarının kısıtlanmasına, ağrıların ve şekil bozukluklarının ortaya çıkmasına yol açan bir hastalıktır.
Kemiklerin yapılarını ve işlevlerini aydınlatmak amacıyla çeşitli araştırmalar sürdürülmektedir. Stronsiyum, kalsiyum gibi kemik dokusunca tutulabilen bir maddedir. Bir miktar radyoaktif stronsiyum hastaya şırınga edilirse, hekim Geiger sayacı aracılığıyla stronsiyumun vücutta izlediği yolu saptayabilir. Böylece hastalığın niteliğinin anlaşılması ve gerekli tedavi yöntemlerinin uygulanması konusunda önemli bir bulgu elde edilmiş olur. Bu tür yeni araştırma yöntemlerinin gelişmesi, yakın bir gelecekte kemik hastalıklarının teşhis ve iyileştirilmesinde yeni olanaklar sağlayacaktır. Bu yöntemler XX. yüzyılın ikinci yarısında yaygınlık kazanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın