Ergenlikte Madde Bağımlılığı Nedenleri

Kasım 15, 2013

Ergenlerde madde kullanımı, yetişkinlerde kullanılan bağımlılık kriterlerinden kısmen farklı olup daha çok deneme ya da kötüye kullanım tarzındadır.

Madde kullanımı ergenler için çoğu kez bağımsızlık ve özerkliğin bir simgesi olarak gerçekleşmektedir. İnsanlar doğumlarından itibaren belli başlı fiziksel, sosyal ve bilişsel gelişim aşamalarından geçerler. Bir aşamadan diğerine geçebilmek için her dönemde tamamlanması gereken görevler vardır. Ergenler için kendi bireysel kimliğini oluşturma bu gelişimsel görevlerin başında gelir. Bu görevleri başarıyla tamamlayan ergen, bağımsız bir birey olarak yetişkinliğe adım atacak, gerekli becerileri edindiyse kendi kişiliği oluşmuş sorumlu bir erişkin olarak sosyal rolüne devam edecektir.

Ergen, ebeveynlerinden bağımsız bir kimlik oluşturmaya çabalarken, kendilerine yetişkin gibi davranılmasını istemekte, bu arada arkadaş grubunun tutum ve davranışlarının etkisinde kalmakta ve alternatif tutum, yaşam tarzı ve davranışlar deneme eğiliminde olmaktadır. Madde kullanımı da çoğu kez bu sebeplerle başlamakta ve madde bağımlılığına gidebilmektedir.

Madde kullanımı ergenin gelişimsel görevlerini uygun bir şekilde yerine getirmesini engellemekte, neticede okul ve aile gibi pek çok alanda sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu sorunlar altında boğulan ergen çaresizlik içinde madde kullanımını arttırmakta ve madde bağımlısı olabilmektedir.

Ergenlerde alkol ve madde kullanımı önce bira, şarap gibi düşük alkollü içkiler ve sigara ile başlamakta, rakı, votka, viski gibi yüksek alkollü içkiler ve esrar gibi yasa dışı uyuşturucularla devam etmektedir. Sigara, alkol ve esrar diğer maddelere geçiş aşamalarını sağlamaktadır. Bu sürecin cinsiyet, sosyoekonomik ve kültürel yapıya göre farklılıklar göstermesi mümkündür.

Alkol ve madde kullanımı klinik olarak deneme, düzenli kullanma, günlük kullanım ve bağımlılık aşamalarına ayırabiliriz. Deneme sürecinde maddenin pozitif duygudurum değişiklikleri algılanmakta, düzenli kullanım ise duyumsanan duygudurum değişikliklerinin aranmasından kaynaklanmaktadır. Günlük kullanımda duygudurum değişiklikleri ile uğraşmak, ergenin tüm zamanını alır hale gelmiştir. Bağımlılıkta ise amaç artık sadece kendini normal hissedebilmek ve yoksunluk belirtilerini gidermektir.

Ergenin madde kullanımına başlamasında arkadaş grubunun etkisi büyüktür. Arkadaşlarının madde kullanması, arkadaş grubu içinde statü kazanma, arkadaş grubunun madde kullanımı ile ilgili tutum ve algıları bu konuda belirleyici rol oynamaktadır. Arkadaş grubunun etkisini azaltıcı en büyük faktör ailesel etkenlerdir. Ailenin ergenle kuracağı sevgi ve saygıya dayalı güçlü bağ, arkadaş baskısıyla baş etmede çok önemlidir.

Ebeveynlerin ergen üzerindeki rol modeli de madde kullanımında önemli diğer bir faktördür. Tutarlı sınırların olmadığı, aile üyelerinin sağlıklı bir iletişimde bulunmadığı, aile içi şiddet ve istismarın bulunduğu, ebeveynlerin de alkol ve madde kullandığı bir ailede yetişen ergenin madde kullanım riski çok yüksektir. Ebeveynlerin çocuğun yaşamı ile ilgili olması, ebeveyn-çocuk arasında yakınlık ve bağlılık, ergen davranışlarını olumlu yönde etkileyecektir.

Çocukluk döneminde şiddet içerikli davranışlar sergileyen, öfkeli, sinirli, aşırı utangaç, isyankâr kişilik özellikleri gösteren, okulda başarısız olan, derslerinde zorlanan, öğretmenleri ve okulla diyalogu zayıf olan çocukların da madde kullanımına açık oldukları yapılan araştırmalarda gösterilmiştir.

Sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, kötü fiziksel şartlar, yaygın madde kullanımı ve maddeye ulaşımın kolay olması gibi faktörler de çevresel risk etkenleri olarak sayılabilir.

Madde bağımlılığı ve madde kötüye kullanımı farklı terminolojiler olup ayrımını bilmek ve yapmak tedavinin yönlendirilmesi açısından önemlidir.

Bağımlılık bir sendrom olup aşağıdaki 7 maddeden en az 3’ü bulunmalıdır;

1- Aynı etkiyi sağlamak için dozu giderek arttırma ihtiyacı. Buna tolerans gelişimi denir.

2- Madde kesildiği ya da azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin görülmesi

3- Bırakıp yeniden başlama şeklinde sık başarısız bırakma girişimleri

4- Maddeyi elde etmek, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman ve enerji harcama

5- Madde kullanım nedeni ile ailevi, sosyal, mesleki, akademik ve kişisel etkinliklerde gerileme

6- Maddenin öngörüldüğünden daha uzun süre ve daha yüksek dozda kullanılması

7- Fiziksel ya da ruhsal yan etkilerini görmeye rağmen madde kullanımını sürdürmek

Bağımlılık, kişinin kendisine, hayatına ve çevresine zarar verir hale geldiğinde “tehlikeli kullanım” olarak isimlendirilir. Ergen çoğu kez okuluna gitmez, sınıfını geçemez, sık sık kavga ve tartışmalara girer, bedeninde fiziksel hasarlar ortaya çıkabilir.

Bağımlılık, ruhsal ve fiziksel bağımlılık olarak ikiye ayrılır. Fiziksel bağımlılıkta maddeye karşı duyulan fizyolojik bir istek söz konusudur. Madde alınmadığı zaman çarpıntı, tansiyon değişiklikleri, terleme, bulantı, baş dönmesi gibi bulgular ortaya çıkar.

Ruhsal bağımlılıkta ise madde alındığında doyum, rahatlama ve haz duyma söz konusudur. Kişi bu sahte mutluluk uğruna madde alma ihtiyacındadır.

Günümüzde bu iki terim birbirinden ayrılmamaktadır. Pratikte ikisi birbirinin içindedir. Tedavi ile fiziksel bulgular çabuk gerilerken, ruhsal bağımlılık uzun bir terapi sürecini ve çabayı gerektirir.

Kimse bağımlı olacağını düşünerek madde kullanımına başlamamaktadır. Herkeste maddeyi kontrol edebileceği inancı vardır. Amaç ara sıra kullanıp rahatlamaktır. Fakat genç sonuçta bağımlı hale gelir. Madde kullanımının kaçınılmaz sonucu bağımlılıktır. Kişi çoğu zaman bağımlı olduğunun farkına varamaz. Farkına varıldığında ise çok geçtir.

Bazı maddelerin psikolojik etkileri çok fazladır. Kokain ve eroin gibi maddeler bir kez kullanım sonrası bile bağımlılık yaratabilir. Bağımlılık düzelen ama tamamen iyileşmeyen bir hastalıktır. Madde kullanılmadığı sürece her şey yolunda giderken, kullanıldığı anda her şey başa dönebilir. Bağımlılık insanın bütünlüğünü bozan, kendi varlığını yitirmesine yol açarak, o madde ile bütünleşmiş yeni bir varlık oluşturan bir durumdur.

Bağımlılık günümüzde bir davranış biçimini içeren bir hastalık olarak görülmektedir. Birçok nörokimyasal ve nörofizyolojik temelleri vardır. Genetik özellikler de bağımlılığı desteklemektedir. Her hastalıkta olduğu gibi burada da önemli olan hastalığı tedavi etmek değil, öncelikle hasta olmamak, koruyucu tedbirleri almaktır. Madde bağımlılığından çocuklarımızı korumakta da en büyük görev ve sorumluluk ebeveynlere düşmektedir.

Bağımlı gençlerle ilgili benzer özellikleri ve davranışları bilmek önemlidir.

1- Madde kullananlar çoğu kez bunu inkâr ederler ve bağımlı olduklarını kabul etmezler.

2- Genelde maddeyi tamamen kesmeyi değil, azaltarak kesmeyi savunurlar. Bu peşin peşin başarısızlıkla sonuçlanacak bir yaklaşımdır.

3- Maddeyi savunmacı bir tutum takınırlar, maddenin kendilerine zarar vereceğine inanmazlar.

4- Bırakmayı kendi istemelidir. Bırakması gerektiği şeklinde bir yaklaşımdan ziyade ne yapmayı düşündüğü sorulmalıdır.

5- Çoğu kez bir maddeyi bırakıp, başkasına geçerek yan etki ve bağımlılıktan kurtulacağına inanırlar. Oysa değişim tüm maddelerden vazgeçmekle mümkündür.

6- Yaşam biçimini değiştirmek temel yaklaşım olmalıdır. Bağımlılığın bir yaşam biçimi olduğu anlatılmalıdır.

7- İstedikleri zaman bırakabileceklerine inanır ve savunurlar.

8- Aşırı talepkardırlar. Kural ve sınırları belirleyip taviz verilmemelidir.

9- İstekleri olmazsa, olacaklardan sizin sorumlu olacağınızı ileri sürerler. Temel yaklaşım kendi davranışlarından kendilerinin sorumlu olacağını hatırlatmaktır.

10- Her hatalı davranışa bir bahaneleri vardır. Bu bahanelere inanmayı tercih ederler.

11- Maddenin verdiği geçici duygusal rahatlamadan ötürü tedavi konusunda hep ikilemdedirler. Tamamen dibe vurmadıkça tedavi olmaktan kaçınırlar.

Bağımlılık yapıcı bazı maddelerin özelliklerini şöyle özetleyebiliriz;

Sigara ve tütün: En sık kullanılan yaygın bağımlılık yapıcı maddedir. Bağımlılık potansiyeli yüksek ve bırakması zordur. Sigarayı bırakanların yaklaşık üçte ikisi ilk 3 ayda tekrar başlamaktadır. Kalp, akciğer ve beyin felçlerine bağlı ölüm sebeplerinde bir numaralı etkendir.

Alkol: Bir küçük kutu bira, bir tek rakı, cin, viski ve votka veya bir kadeh şarap “bir standart içki” olarak adlandırılır. Yani bir standart içki ortalama 10 gram alkol içerir. Dünya Sağlık Örgütü alkol alımında günlük olarak erkeklerde 4, kadınlarda 3 standart içkinin geçilmemesinin ve haftada en fazla 4–5 gün alınması gerektiğini söylemektedir. Bundan bu sınırların altındaki dozların hiçbir zarar vermeyeceği ya da daha yüksek dozların mutlak zarar vereceği anlamı çıkarılmamalıdır.

Birçok araştırma kadınlarda haftada 14, erkeklerde ise 21 standart içkiyi sınır olarak vermektedir. Bu ölçülerin üzerinde ciddi oranda bedensel ve ruhsal zararlar başlamaktadır. Gastrit ve ülser gibi mide-barsak hastalıkları, karaciğerde yağlanma, büyüme ve siroz, kalp yetmezlikleri, çeşitli merkezi sinir sistemi hastalıkları ve erken bunama gibi hastalıklar sıklıkla gözlenmektedir.

Alkole bağlı fiziksel bağımlılık geliştiren kişi alkolü bıraktığında hafif bir huzursuzluk ve sinirlilik halinden komaya kadar giden nörolojik tablolar gelişebilir. Baş ağrısı, terleme, bulantı, uykusuzluk, dikkat eksikliği, algı bozuklukları, tedirgin ve sinirli bir ruh hali, kan basıncı değişiklikleri yoksunluk belirtileri arasındadır.

Esrar: Hint kenevirinden elde edilen, sigara gibi içilen bir maddedir. Halk arasında joint, ot, marihuana gibi isimlerle de anılır. En büyük zararı eroin ve kokain gibi daha ağır maddelere geçiş sağlamasıdır. Bağımlılık potansiyeli sigara gibidir. Kullananlarda ilk başlarda gevşeme, rahatlama hisleri vermekte, kişide konuşkanlık, kendini iyi hissetme, görme ve işitsel algılarda artış yapmaktadır. Bir dönem sonra dikkat dağınıklığı ve reflekslerde bozulmaya yol açmaktadır.

Uçucu maddeler: Tiner, bali, çakmak gazı, uhu, oje, benzin gibi maddelerdir. Ruhsal bir rahatlamanın yanında sarhoşluk, dengesizlik, duyularda azalmaya sebep olabilir. Kişinin hayaller görmesini sağlar. Saldırgan ve tehlikeli davranışlara eğilim yaratır.

Ecstasy: Bağımlılık potansiyeli yüksek olup özellikle eğlence partilerinde kullanılan bir maddedir. Tablet ve kapsül şeklinde olup, içinde ne olduğunun bilinememesi sebebiyle ecstasy yerine başka haplar alma sebebiyle çok daha ağır yan etkilere uğrama riski yüksektir. 4–6 saat süreyle canlılık, enerji artışı, güven duygusu, algılarda güçlenme ve cinsel aktivitede artmaya sebep olmaktadır. Kalp sorunları, beden ısısında artma, sıvı kaybı, böbrek hasarı nedeniyle ani ölümlere sebep olabilir.

Eroin: Çok hızlı tolerans geliştirme ve bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir. Halk arasında beyaz, toz gibi isimlerle de anılır. 6–8 saat süreli gevşeme, ağrı hissinde kaybolma görülür. Yüksek dozda solunumun yavaşlaması, koma ve ölüm olur. Etkisi geçtiğinde burun akıntısı, kas ağrıları, kramplar, halsizlik, uykusuzluk gibi belirtiler gözlenir. Damardan enjekte olarak kullanıldığında çoğu kez ortak enjektör kullanımı nedeniyle AIDS, hepatit gibi hastalıklar bulaşabilir.

Kokain: Güney Amerika kaynaklı koka ağacından elde edilir. Beyaz renkli bir toz olup, crack olarak isimlendirilen formu içime hazır şeklidir. Çoğu kez buruna çekilerek kullanılır. Yoğun uyarıcı etkilidir. Neşe, kendini iyi hissetme, canlılık, özgüven artışı, kaygı düzeyinde azalma ve cinsel enerjide artma görülür. Bu etkiler kısa süreli olup, yaklaşık 1 saat sürer. Kan basıncında ve nabızda artış olur. Psikoz benzeri paranoid tablolar ve saldırgan davranışlar sık görülen yan etkilerdir. Birçok kokain kullanıcısı derisinin altında böcek yürüdüğünü sanrılarını tarif eder. Kısa süren iyilik halinin arkasından durgunluk, sinirlilik, anksiyete, huzursuzluk ve depresif duygulanım yaşanır. Bundan dolayı kişi sık aralarla kokain alma ihtiyacı duyar. Tolerans ve bağımlılık gelişmesi çok çabuktur.

Halüsinojenler: Bazı mantar türleri ve sentetik elde edilen LSD, PCP, GHB gibi maddeler bu gruptandır. Alındıklarında halüsinasyonlara sebep olurlar. Nasıl etki edecekleri kişinin o anki ruh haline bağlıdır. Hoş, güvenli, rahat, huzurlu bir ortamda zevk veren güzel hayaller yaratırken, tersi durumda panik, depresyon, paranoid hezeyanlar, hatta intihar girişimleri görülebilir. Hızlı tolerans ve bağımlılık yapma potansiyelleri mevcuttur. Ülkemizde zor bulunmasından dolayı kullanımı yaygın değildir.

kaynak:www.antalyapsikiyatri.com

 

Bir Cevap Yazın