Ankara Hakkında Bilgi

Ocak 13, 2014

Yüzölçümü: 30.715 km²
Nüfus: 4.007.860 (2000)
İl Trafik No: 06

Genel Coğrafya ve Yeryüzü Şekilleri: 26.897 km2 lik bir alana sahip olan Ankara, 39o57′N enlemi ile 32o53′E boylamları arasında yer almaktadır. Ortalama olarak deniz seviyesinden yüksekliği 890 metredir.

Ankara ili, doğuda Kırıkkale, kuzeydoğuda Çankırı, Çankırı ve Bolu, kuzeybatıda Bolu, güneyde Konya, güneydoğuda Kırşehir ve Aksaray, batıda Eskişehir ile komşudur.

1355 kilometre uzunluğu ile tamamı Türkiye üzerinde yer alan en büyük nehir olan Kızılırmak ilin doğusunu, 824 kilometre ile Türkiye’deki en büyük nehirlerden olan Sakarya Nehri ilin batısını sulamaktadır. Sakarya Nehri’nin kollarından Ankara Çayı, il merkezinden geçmektedir. İlin güneyinde ise 1300 km² ile ülkenin en büyük ikinci, %32,4 tuz oranıyla da dünyanın en tuzlu ikinci gölü olan Tuz Gölü vardır. Ayrıca Tuz Gölü’nün de içinde bulunduğu havza, Türkiye’nin en büyük kapalı havzasıdır.

Ovalık bir alanda kurulan ilin yüzölçümünün; yaklaşık %50′sini tarım alanları, %28′ini ormanlık ve fundalık alanlar, %12′sini çayır ve meralar, %10′unu tarım dışı araziler teşkil etmektedir. İlin en yüksek noktasını 2015 m. yüksekliğindeki Elmadağ, en geniş ovasını 3789 km²’lik yüzölçümü ile Polatlı Ovası, en büyük gölünü yaklaşık 490 km²’lik yüzölçümü ile Tuz Gölü’nün il içindeki alanı, en uzun akarsuyunu yaklaşık 151 km’lik uzunluğu ile Sakarya Nehri’nin il içindeki alanı, en büyük barajını 83.8 km²’lik yüzölçümü ile Sarıyar Barajı oluşturmakta olup, il geneli itibarıyla 14 doğal göl, 136 sulama göleti ve 11 baraj bulunmaktadır.

İklim

İlin güney ve orta bölümlerinde Bozkır İklimi’nin soğuk ve kar yağışlı kışları ile sıcak ve kurak yazları, kuzeyinde ise Karadeniz İklimi’nin ılıman ve yağışlı halleri görülebilir.Kara iklimi olan bölgelerde gece ile gündüz, yaz ile kış mevsimi arasında önemli sıcaklık farkları bulunur. En sıcak ay temmuz veya ağustostur, ildeki yerine göre ortalama en yüksek gündüz sıcaklıkları 27-31°C; en soğuk ay ise ocak ayıdır, en düşük gece sıcaklıkları ildeki yerine göre ortalama -6 ila -1°C arasındadır. Yağışlar en çok aralık, en az temmuz veya ağustos ayında düşer. Yıllık ortalama toplam yağış, 60 cm (Kızılcahamam) ilâ 35 cm (Kızılcahamam) arasında değişir.

Depresemsellik

Ankara toprakları iki dağ kuşağı arasında sıkışmıştır. Faylara (kırık hatlara) rastlanır. Ankara il sınırları içindeki alanın %30′u 1. ve 2. derece deprem alanıdır. Son yüz yılda meydana gelmiş küçük şiddetli depremlerin çoğu Kuzey Anadolu Fay Hattı ve yakın çevresinde veya başkentin güney doğusunda Tuzgölü ve Kırşehir fayı civarındadır. Bu dönemde meydana gelen 1944 Bolu-Gerede depremi ve 1938 Kırşehir depremi Ankara il sınırları içinde hasara yol açmıştır. Ankara içinde meydana gelen en kuvvetli deprem, 6.1 şiddetindeki 2005 Bala depremidir.

Jeoloji

Ankara topraklarının kuzey kısımları volkaniktir. Orda andezitik ve trakitik kayalar; kuzeydoğuda granit türü kayalar; kuzeybatıda ise kireç taşları ve kumtaşları görülür. İlin güney ve güneydoğu bölgeleri mezozoik (II. zaman) oluşumlardan meydana gelir. Sakarya nehri çevresinde Tersiyer; Polatlı civarında Eosen; Tuz gölü dolaylarında Neojen ( III. zamanın son sistemi); çukur ve düz alanlar ile akarsu boylarında Kuaterner oluşukları bulunmakadır. Başkent bölgesi büyük ölçüde volkanik yüzey malzemesine sahiptir. İlin büyük bölümü kireç taşlarından oluşmuştur, bu yüzden çok kireçli topraklarla kaplıdır. Akarsu boylarında tarıma uygun alüvyon topraklarına rastlanır.

Bu jeolojik yapıların bazıları oluştukları döneme ait fosiller içermektedir, bunlar o dönemlerin canlıları hakkinda fikir vermektedir.

Neojen dönem oluşuklar fosil bakımından zengindirler. Kızılcahamam yakınlarındaki Sinap yakınlarındaki bir fosil yatağında Neojen memeli kalıntıları ve adını Ankara’dan alan Ankarapithecus meteai adlı bir hominoid (insansı) türe ait fosil keşfedilmiştir. Bu canlının evrimde insansılar ile insanların ortak atası olduğu öne sürülmüştür.

Güneybatıda kalan Polatlı çevresindeki kireç taşları fosiller açısından oldukça zengindir. Alt Paleosenden kalma sığ deniz bitkilerinin fosilleri bulunmuştur. Çamlıdere’deki Taşlaşmış Ağaç Fosil Ormanı, Erken Miyosen’de (23–15 milyon yıl öncesi) gelişmiş olan çam ve meşe ağaçlarının bulunduğu karışık bir ormanın fosil kalıntılarından oluşur.

Bitki örtüsü

Ankara’nın iklim şartları ve topografik yapısı nedeniyle ilde bozkır (step) ve orman bitki örtüleri bulunur. Bozkır bölgelerde ağaç hemen hiç bulunmaz, bir tek akarsu kıyılarında iğde (Elaeagnus), söğüt (Salix) ve kavak (Populus) ağaçları bulunur. Bozkırda genelde dikenli çalılar ve otlar vardır. Otlar arasında başlıca ayrık otu (Elymus repens), geven (Astragalus), sorguç otu (Stipa), üzerlik (Peganum harmala) , katırtırnağı (Spartium junceum), yabani arpa (Hordeum murinum), püsküllü brom (Bromus tectorum), yavşan otu (Veronica), gelincik (Papaver), papatya (Anthemis ve Matricaria), hatmi (Alcea), kekik (Thymus), sütleğen (Euphorbia), ballıbaba (Lamium), kuşburnu (Rosa canina), böğürtlen (Rubus) sayılabilir.

Ormanlar başlıca dağların kuzey yamaşlarında görülür, ayrıca bozkır ortasında korular da mevcuttur. Ormanlarda en çok karaçam (Pinus nigra), ardıç (Juniperus) ve yer yer meşe (Quercus) görülür. İlin kuzeyine doğru iğne yapraklı ormanlar yaygınlaşır.

Ankara’da 1362 bitki türü doğal olarak bulunmakta olup bunların 268′i endemiktir. Ankara çiğdemi (Crocus ancyrensis), tükürük otu (Ornithogalum), peygamber çiçeği (Centaurea) gibi türler yöreye özgüdür. Familya düzeyinde en sık görülenler papatyagiller, baklagiller, buğdaygiller, turpgiller, ballıbabagillerdir.İlin kendi adıyla anılan Ankara armudu ve Ankara çiğdemi, ayrıca Kalecik Karası olarak bilinen misket üzümü il dışında da meşhurdur

Ulaşımı: Karayolu, demiryolu ve havayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Türkiye’nin karayolu ve demiryolu ağı merkezinde olması nedeniyle ülkenin her yerine ulaşmak mümkündür. İç ve dış hatlarla hizmet veren uluslararası havalimanı bulunmaktadır.

Tarihi: Ankara’nın ilk yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bölgede yapılan araştırmalar, kentin Paleolitik Çağ’dan itibaren yerleşme alanı olduğunu göstermektedir.

Kızılcahamam yöresinde yapılan araştırmalarda; Paleolitik Çağ’a ait buluntulara rastlanmış olup, Eti Yokuşu, Ahlatlıbel, Karaoğlan ve Koçumbeli’nde de Eski Tunç Çağı’na ait buluntular ortaya çıkarılmıştır.

Hitit eserlerinde sık sık rastlanan Ankuva, muhtemelen bugünkü Ankara kentinin bulunduğu yerdir. Mürtet Ovası yakınındaki Bitik’te Hitit yerleşmesi ve Haymana ilçesi yakınlarındaki Gâvurkale’de Hitit dönemine ait önemli bir kutsal yerleşim bulunmaktadır.

Ankara’nın kent olarak ilk kuruluşu Phyrigia dönemindedir. Phyrigia’nın başkenti Gordion bugünkü Ankara sınırları içinde kalmaktadır ve İç Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden birisidir. Efsanelere göre Ankara’yı da büyük Phyrigia Kralı Midas kurmuştur. Phyrigialılar buraya gemi çapası anlamına gelen “Ankyra” adını vermişlerdir. Yörede bulunan tümülüsler, özellikle M.Ö. 750-500 yılları arasında Ankara yöresinde Phyrigia yerleşmesinin önemini göstermektedir.

Phyrigia Devleti’nin yıkılmasından sonra Lydialıların ve daha sonra Perslerin hâkimiyetine geçen kentin Pers Kralı I. Dareios döneminde (M.Ö. 522-486) yapılmış olan ünlü kral yolu üzerinde küçük bir ticaret merkezi olduğu bilinmektedir. Aradan iki asır geçtikten sonra Büyük İskender, Anadolu’daki Pers hâkimiyetine son vermiştir.

M.Ö. 278-277 yılında Avrupa’dan Anadolu’ya gelen Galatların bir kolu olan Tektosagların Ankara’yı başkent yaptıkları bilinmektedir. Ankara Kalesi’nde görülen ilk yapı bu devirden kalmadır. Roma İmparatoru Augustus M.Ö. 25 yılında kenti Galatlardan alarak bu bölgeyi Roma’nın bir eyaleti olarak Roma İmparatorluğu’na bağlamış ve Ankara’yı Galatia’nın başkenti yapmıştır. 1. ve 2. yüzyıllarda Ankara, Anadolu’da Roma yol ağının çok önemli bir kavşağı niteliğini kazanmış, yönetimsel ve askeri işlevleri gelişmiş bir kenttir.

Roma İmparatorluğu’nun zayıflaması ile 3. yüzyılda Ankara önemini kaybetmiştir. Daha sonra Bizans İmparatorluğu’nun eline geçen kent 334-1073 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında kalmıştır.

1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusunu yenmesinden sonra 1073 yılında Ankara Türklerin eline geçmiştir. Bu tarihten başlayarak Osmanlılar tarafından Anadolu’nun siyasal birliğinin kurulmasına kadar geçen sürede kent, Türk beylikleri, Bizans ve Moğol egemenliği altında değişik dönemler geçirmiştir. 1300’lü yıllardan başlayarak Ahi merkezlerinden biri olarak ticari işlevlere sahip olan Ankara, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme döneminde de önemli bir ticaret merkezi olmaya devam etmiştir. Ankara’daki Ahi örgütü, kervanların ve ordunun deri ve demirden yapılmış malzeme gereksinimini karşılıyor ve aynı zamanda İç Anadolu’da geniş bir bölgede üretilen tiftik Ankara’da işleniyordu. 19. yüzyıla kadar önemini koruyan Ankara, daha sonra önemini yitirmeye başlamış, kentin 1892 yılında bir demiryolu ile İstanbul’a bağlanması da bu durgunluğu çözememiştir. 20. yüzyılın başında yaşanan savaşlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve 1917 yangınının da etkisi ile daha da gerileyen kent, Kurtuluş Savaşı sırasında yeniden önem kazanmaya başlamıştır.

Kurtuluş Savaşımızın idare edildiği bir merkez olarak, adı milli mücadelemizin sembolü haline gelen Ankara 13 Ekim 1923’te başkent olmuştur.

 

Bir Cevap Yazın